Pazar, Mart 09, 2008

MARTIN SEKİZİ

Bugün , 8 Mart “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”…
Kadın haklarının kazanılmasında , nerelerden başlandığını ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırlanması için özel bir gün.

Günün adı , her ne kadar dünya kadınlarını kapsıyorsa da , kutlamalar kentli ve örgütlü kadınlarla sınırlı.Pek çok kadının , kendine özgülenmiş bu günden haberi bile yok.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü , bundan 150 yıl önce ABD’nin New York kentinde , 40.000 dokuma işçisinin , her türlü ayrımcılığa , sömürüye karşı vermiş oldukları mücadele ile başlar . 129 kadın işçinin , kilitli kapılar ardında yanarak ölmesinin yıl dönümüdür bugün.

Bu yüzden 8 Mart , son zamanlardaki egemen medyanın tanımladığı şekliyle tek başına “kadınlar günü” değil , özellikle “Emekçi Kadınlar Günüdür”. Yine bugün , bir şenlik günü değil , emeği ile özgürleşen kadının coşku ve atılım günüdür .

Birleşmiş Milletlerin araştırma sonuçlarına göre ,
- Dünyadaki işlerin %66 sı kadınlar tarafından görülüyor.
- Buna karşın , kadınlar , dünyadaki toplam gelirin ancak %10una sahipler.
- Dünyadaki mal varlığının ise yalnızca %1 ine …

Dünya sağlık örgütünün yaptığı bir araştırmaya göre , dünyadaki kadınların ortalama %40 ı , ev içi şiddete maruz kalıyor. Bu oran ABD de %20 , çok gelişmiş denilen Avrupa’da %40 , Türkiye’de ise %58 ...
Aynı örgüt , kadınların karşı karşıya kaldıkları şiddet nedeni ile , ölümleri dünyada en sık rastlanan 5 ölüm nedeninden biri olarak tespit ediyor.Demek ki , gelişmiş ülkeler ve ülkemiz dahil , dünyanın hemen her yerinde kadın hala ikinci sınıf insan olarak görülüyor.

Ülkemizdeki durum ise ;
- Şehirlerdeki evli kadınların %18 i , kırsalda ise %76 sı eşleri tarafından dövülüyor.
- Kadınların %57si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
- Aile içi suçların , %90 nını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlarken , mutlu olduğunu söyleyebilen kaç kişi çıkar dersiniz ?
1926 yılında kabul edilen Yurttaşlık Yasası ile , 1934 yılında yaşama geçirilen seçme ve seçilme hakkı , Türk Kadınına seçkin bir yer sağlamıştır.Demokrasinin beşiği sayılan Avrupa ülkelerinden çok önce verilmiştir bu hak bizlere …
Atatürk , Türk Kadınına her alandaki haklarını altın tepside sunmuştu. Bilinen nedenlerle tepsiyi kararttık … Tanınan haklar, kağıt üzerinde ve uygulamada farklı . Kadının kendi var ama adı yok …
Siz televizyonlardaki sabahın erken saatlerinde , gerdan kırıp , göbek atanlara aldanmayın . Onları böyle görüp , eğlendiklerini varsaymak , birilerinin kolayına gidiyor .

Türkiye nüfusunun yaklaşık %52 si kadın . Buna karşın parlamentoda yer bulabilen kadın oranı %10 u bile bulmuyor. Kadınların yeri evi olduğu yolundaki çarpık yaklaşım , en çok eğitimsizliği körüklüyor . Kız çocuklarının okula gönderilme kampanyaları , kızlarını okutmak istemeyen babaların varlığı , utanç duyabileceğimiz bir biçimde kanıtlanmış oluyor .
Biz kadınlar , hep kendi cinsimizi bilinçlendirmek , eğitmek , okutmak , çağdaş değerler ile geliştirmek için çaba harcarken , karşı cinsleri eğitim açısından göz ardı ettik . Erkeklerin de bilinçlendirilmesi , geliştirilmesi gereğini unuttuk . Kadınlara okuma yazma öğrettik . Baba ve koca baskısından kurtarmak için çaba harcadık .
Ama zihnen uyanan , gelişen kadının evine döndüğünde nasıl bir ortamla karşılaşacağını bilemedik . Bir babanın veya bir kocanın , dünyaya başka gözle bakmaya başlayan kadını , sırtında nasıl taşıyabileceğinin hesabını yapmadık .
Ezilmiş , horlanmış , okulsuz kalmış kadını eğitirsek kalkınırız diye düşündük . Doğruydu bu , ama yetmiyordu . Çünkü kadınlar her yerdeydi , vardı , çalışıyordu , üretiyordu , yaratıyordu ve yönlendiriyordu . Eğitimsiz kalmış erkeklerin şiddeti de burada başlıyordu .

Son zamanlarda ülke gündemine oturan türban konusunu , erkekler tartışıyor ve onlar karar veriyor . Sorun , kadın sorunu gibi görülürken , tartışmalar ve alınan kadınlar kadın olmadan gerçekleştiriliyor.
Bu yüzden 8 Martlar hiç bitmiyor ve bitmeyecek …
8 Martlarda meydanları dolduracak , sesimizi duyurmaya çalışacağız . Ama kim kulak veriyor bu 8 Martlara , hangi erkekler topluluğu değerlendiriyor bu seslenişleri ?
Öyleyse soruyorum , kadınlar kadar erkeklerin de eğitilmesi , bilinçlendirilmesi ve gelişmesi gerekmiyor mu ?

Cumhuriyetle birlikte , Mustafa Kemal’in öncülüğünde başlatılan “laik eğitim seferberliği “ ile desteklenen ; kadın haklarını yerleştirmeye , yaygınlaştırmaya , korumaya yönelik yasal düzenlemeler gerçekleştirildi . 1950li yıllardan günümüze uzanan çok partili hayatla birlikte , popülist ve din eksenli politikalar , kadın haklarında ilerlemeyi durdurup adım adım geriye götürüyor biz kadınları.


Bugün gelinen noktada ise , kadın haklarının ve inanç özgürlüğünün “ tesettüre ” indirgendiğini , bununda türbanla siyasi simge haline getirildiğini görmekteyiz .
MHP ve AKP , üniversitelerde , türbanın serbest bırakılmasını içeren yasal düzenlemeyi Genel Kurul’ dan geçirdiler . Cumhurbaşkanı , 11 gün sonra , hem de askerin kuzey Irak’a kara harekatını başlattığı gün yasayı onayladı. Böylelikle üniversiteleri ve ülkeyi bir kargaşaya sürükledi .

Batıda , ortaçağ karanlığını aşmak için büyük bedeller ödeyen kadınlar , ülkemizde Atatürk sayesinde kolaylıkla elde ettiği kazanımlarını , bu kadar istekli olarak geri verme çabasını anlamak mümkün değil . Bu nasıl bir şartlanmışlık ? Amaç , kadını eve kapatmak , sosyal hayattan elini eteğini çektirmek … Çünkü doğuran kadın , üreten kadın , yaratan kadın , çocuklarına ilk eğitimi veren yine kadın …Peki, bu burada bitecek mi? HAYIR.. İlk ve orta öğretimde de , kamu kurumlarında da , kadının özgürlüğü adına türbanı serbest bıraktırma girişimlerinde bulunacaklar.

Kadın eli sıkmayan , türban yasağı nedeni ile kızlarını , eşlerini , Türkiye’ deki okullara , üniversitelere gönderemeyen siyasilerin yön verdikleri bir toplumda , çağdaş kadın haklarından söz edilebilir mi ?


Dünyanın her yerinde kadın , çektiği acıları , yüreğinin öyle bir yerine yerleştirir ki , onun milliyetini anlayamazsınız . O , bazen erken bir ölümün ardından yakılan ağıtları dinletir insanlara . Bazen çevrenin sessizliğine ve kayıtsızlığına isyan çığlıkları atar . Bazen işkenceye , savaşa , öldürmeye ve yoksulluğa karşı sokağa dökülür . Bazen de iletişimsizliğe , ilgisizliğe , sevgisizliğe tepkisini dile getirir .
O , Afrika’nın ilkelliğinde , Afganistan’ın yoksulluğunda , Anadolu’nun çaresizliğinde hep aynı acıyı çeker . Adını , yolunu bilmediği hemcinsleriyle birlikte …
Acı çeken kadının milliyeti bu yüzden anlaşılmaz.
Yaşamları bir , dünyaları ayrı kadınların , adreslerinde dolaştığımızda onların , dünyanın her yerinde tacize uğradığını , dayak yediğini , fuhuşa zorlandığını ,namus uğruna can verdiğini , sağlıksız koşullarda doğum yaptığını, yeterli sağlık hizmeti alamadığını görürüz.

Aile içi şiddetin hızla tırmandığı , şiddete uğrayan kadınların “şikayet edersem daha çok artar” korkusuyla suskun kalmaları , “çocuklarım için katlanmaya mecburum” veya “dul yaşamak zor “ demeleri dayak sırasında kullanılan kesici aletlerin , sadece bedeninde değil ruhunda bıraktığı izler yaşanan gerçeklerdir .

Yapılması gereken “kol kırılır , yen içinde kalır” mantığının ve zihniyetinin dışına çıkmak “ben bunu hak etmiyorum “ deyip , hakkını aramak , dar sokaklarda ve dört duvar arasında SESSİZ ve SÖZSÜZ çile doldurmaktan bir an önce sıyrılmaktır .

“DAHA FAZLA GEÇ KALMADAN “
Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” . Peki ya YARIN …

- Biz kadınlar , yaşamı , haklarımızla , sorumluluklarımızla , eşit ölçüde paylaşmak istiyoruz.
- Biz kadınlar eğitimde eşitlik istiyoruz
- Erkeklerle , siyasal alanlarda eşit kulvarda koşmak istiyoruz
- Şiddet kaderimiz değildir .Kadına yönelik fiziksel , sosyal , cinsel , psikolojik şiddete karşıyız.
- Sokaklarda güvenli dolaşmak istiyoruz
- Türban takmaya zorlanarak , sosyal hayattan kopmak , eve kapanmak istemiyoruz.
- Siyasiler , çekin ellerinizi üzerimizden , saçımızdan , giyimimizden. Size alet olmak istemiyoruz.










8 Mart , insanca yaşama özlemi duyan tüm kadınlara kutlu olsun .
Hepinizi saygı ile selamlıyorum .



8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ NEDENİYLE HALKA HİTAP ETTİĞİM METNİ SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.