Perşembe, Haziran 28, 2007

geçen zaman

ne kadar çok olmuş yazmayalı, kısaca tembellik. zamanım oldukça sizleri takip ettim. bazılarınıza yorumlar da bıraktım.

nereden başlamalı.. havaların sıcaklığı herkesi olduğu gibi beni de mahvediyor, bugün balkona koydum termometreyi, 48 i gördüm, hissedilen ne kadardı kimbilir. hiçbiryere çıkmak istemiyorum akşam olmadan. denize de girmiyorum, girsem belki rahatlayacağım.

küresel ısınma beni çok üzüyor. çevremde gördüğüm boşa akan sular, sokakları ıslayan dükkan sahipleri canımı sıkıyor. nisan ayında anneme gitmiştik kardeşlerimle, peynir suyu almak için bir köyde bulunan mardıraya gittik, baharın yeşilliği yerindeydi ama ben bugüne kadar hiç şahit olmamıştım ekinlerin başağa geçemediğini ve hayvanlara verilmek üzere buğday olmadan biçildiğini... yazık çok yazık. bütün ülkelerin tabii ki bizim ülkemizinde bu konuda yapılması gerekenleri yapmasını istiyorum, bişiiler yapmalı, sivil toplum hareketi başlatmalı bu konuda geniş katılımlı.. eşim geçen hafta iş seyahati nedeniyle almanya daydı, o kadar çok dikkat ediyorlarmış ki almanlar, çoğu yerde klima kullanmıyorlarmış. oysa biz yeni kullanmaya geçmiştik:)))

okullar kapanalı daha seyrek uğruyorum okula, zaten sıcaktan da çıkılacak gibi değil. hafta sonu oğluşumun, mertimin mezuniyet töreni vardı sonraki gün de yemeği, çok güzel geçti, duygulandım. Oğluş 9 yıldır aynı okulda ana sınıfıyla birlikte, arkadaşları da hep aynı, zor gelecek ona. haa bu arada okul birincisi oldu, kütüğe adını çaktı. bundan sonra anadolu lisesine gidecek artık, delikanlı oldu, yani liseli..

yaklaşık bir ay önce, evde beslediğim kaplumbağamın kabının altına deniz kenarından topladığım renkli taşları koydum, aaaa bi de baktım ki yerinde yok atmış kendini yere saklanmış. aradım heryeri yok yok.. taşların yüksekliğinden faydalanmış, suçluluk duydum, evde de yoğun işlerim var, sonraki gün temizlik günü evi toparlamam lazım. koşuşturdukça sanki ayağımın altından cıyykk diye bir ses çıkacak ezeceğim.. öylesine tedirginim yani.. gezinme arasında burada da olabilir mi şurdan çıkar mı diye de aranıyorum.. ne kadar sıktıysam artık kendimi kötü hissetmeye başladım önce bir halsizlik, sonra içimin çekilmesi dilde uyuşma ve karıncalanma, çarpıntı.. bir süre oturdum geçer mi diye olacağı yok eşime kötü olduğumu söyledim hastaneye falan değil hemen yakınlardaki sağlık kuruluşuna yetişmek istedim. hiç tansiyon problemim yoktur ama dr bir ölçtü 16-9.. oysa hep 12-7 dir. nabız 150.. bişiiye mi üzüldünüz dedi, utana utana kaplumbağaya dedim, eşimle birlikte biraz dalga geçtiler ama benim üzerime alınacak halim yoktu zaman geçtikçe açıldım iğne yaptı, biraz kendime geldim. ertesi sabah fatma hanımımız geldi, ona kaplumbağanın kaybolduğunu dikkat etmesini söyledim.. kadıncaaz şöyle bir baktı işte burda ya N... hanım dedi. gezmiş gelmiş bizimki yerine girmek istiyo, belli ki acıkmış..gülümsedim sevindim. eşşek inme indirecekti bi tarafıma. bunları neden mi yazdım, bugün yine yok atmış kendini yere nerelere gitti bilmem. yok dedim kaplumbağa efendi hiç üzülmiyceeemm. sabaha gelir mi bilmiyorum.. ama yine de temkinliyim basmayayım diye..

kanaryaya yeni bir kafes aldım, (ilk aldığımızda verilen kafesi beğenmiyodum) bir de askılık şık bişii. tozunu aldım kafesin, askının, alta gazete kağıdı koydum, yemini suyunu hallettim eskisinden yeni kafese alacağım. beceremedim, zaten hiç bir hayvana dokunamam, ellerimin arasından uçurdum gitti, o önde ben arkada epeyce koşuşturduk her yakalayışta hayvanın kuyruğundan gitti tutsam ya yokk yine kaçırıyorum ellerimin arasından tipi bozuldu hayvanın en sonunda becerdim ama kuyruk yokk..yeniden çıkar mı kii!!! ötmez bir kaç gün dedim ama yavrum yine pek güzel ötüyoo..

cahil insandan korkarım, hele bilmişinden daha çok.. bunu neden mi yazdım, şimdi anlatacaklarımla ilgili.. çiftlikte çalışan F... miz var pek efendi..yaşı otuzu geçmiş hala bekardı bizde çalışmaya başladığında. uzak köylerin birinden. çalışmak için buralara gelmiş, karşılaştırdı hayat bizi. biraz inatçı dediğim dedik biri ama çok dürüst ve çalışkan bir de pek temiz.. geçen yıl eşim evlendirdi onu civar köylerden bir kızla.. daha önce çiftlikte kalıyordu, kızın babası ayrı bir ev istemiş, filozof her anlamda dört dörtlük bir düğün yaptı ev eşyaları da eksiksiz tamamlandı. be insanlar bir kere ziyaretimize gelin, hayır gelmediler belki de çekindiler.. kısaca pek gelini tanımıyorum sadece düğünde gördüm. uzatmayayım karısı hemen hamile kaldı ikiz kız bebekleri oldu ben de ziyaretlerine gitmedim küpe aldım bebeklere çiftlikte f.... verdim. canım annem de pek kadirşinastır emeği geçti bize diye bebeklere şık yelekler ördü onları da verdik. bir teşekkür edin be insanlar yokk yokk.. çiftlikte F... ye karşılaştığımda hep soruyorum bebekleri, birine de benim ismimi vermişler. bebeklerden birinin gözünde problem varmış anlattı bana. içime sinmedi dr götürelim dedim, randevu aldım göz dr dan arabamla götürdüm onları ilçeye. ikizleri ilk kez gördüm öyle tatlılar ki sarışın mavi gözlü pek şirinler. muayene etti ikisini de, göz kanalları kapalıymış anlattı ne yapması gerektiğini. dr bu arada annenin guatr hastası olduğunu farketti zaten farkedilmeyecek gibi değil, boğazında koca bir yumru.. tedavi görmediğinden, bebeklerin hamilelik esnasında olumsuz etkilenmiş olabileceğini söyledi, yine benim içime sinmedi çocuk dr dan randevu aldık ve gittik. bebekler sekiz buçuk aylık olmuşlar hiç dr a götürülmemişler sadece aşıları yapılmış o da muayene olmadan sadece aşıları olmuş. ama onlara göre gittik diyolar. evlerine sağlık ocağı 100 m var yok. pratisyen hekim bile olsa yardımcı olurdu bizim bilmişlere. memeden kesmiş, mamadan kesmiş, yemeklere geçmişler artık. uyardı onları dr. anlatıyo neler yapmaları gerektiğini, beslenmelerini, bir de liste verdi ellerine bunları şunları yedirin diye, bilmem uygulayacaklar mı? gelişmelerini yetersiz buldu, olması gerekenden daha az kiloları boyları kafa ölçüleri.. kısaca bakımsız kalmışlar ama onlar sütü bile kesmişler bırak mamayı.. adamcaaz anlatıyooo, kim dinler onlar da hiç ilgisiz başka şeyler söylüyorlar ha bire gerekli gereksiz konuşuyorlar. Allahım ne kadar zor cahil olmak, hele bir de bilmişinden.. bakalım göreceğiz ne kadar sadık kalacaklar dr un söylediklerine. t3 t4 testi istedi,soluk gördü kan tahlili istedi bugün onları yaptıracaklardı kendileri gittiler. sonucu bilmiyorum bayanı bir daha görmek de istemiyorum. hata kabul etmiyo, söylenenleri dinlemiyoo, umursamaz halleri delirtti beni.. bir de üstüne vazife olmayan konularda ahkam kesmesi, kocasından duyduğu, kendi yorumunu kattığı laflar etmesi.. en sonunda sesimin tonunun yükselttim umarım yararı olur bundan sonraki yaşamında. düşündüm de epeydir böylesi kişilerle karşılaşmamışım, ne kadar şanslı olduğumu düşündüm, yoksa etrafında öyle insanların varlığı adamı çıldırtır. oysa ne kadar iyi niyetli düşünmüştüm bebekler büyür onlarla birlikte çiftlikte yaşarız diyordum, bir saat bile katlanamam kadına, genç de değil o da otuzlu yaşlara yaklaşmış.. evlerine götürdüm arabadan inerken zoraki teşekkür etti yarım ağızla.

Filozof bugün de önce midilli adasına, oradan da atina ya uçacak. yine yollarda, almanya dan geleli bir hafta olmadı oysa. nasıl dayanıyo bu tempoya, şaşırmışımdır hep. sağlıcakla gelsin de, Allah onu benim başımdan eksik etmesin..

ne kadar da uzun yazdım, haydi kalın sağlıcakla..

Salı, Mayıs 01, 2007

Çiftliğimizden Manzaralar





körfez manzarası ve seradan görüntüler






Çiftliğimizin mor çiçekleri ve ağaçlar







yapılan evin dış görünümü



ev son haline yaklaşıyor






Danalar ve kümes hayvanlarımız



dalından
kopardığımız
tazecik
çileklerimiz

duvar
diplerindeki
hercailler




köpeğimiz Hazal









Çiftlikten kanyon ve körfezin görüntüsü ve baklalar



Bekçi
ve
çalışanların
kaldığı
ev







binanın ilk halleri



binanın içi

Pazartesi, Nisan 16, 2007

ÇİZGİ

BİR MUSUBET BİN NASİHATTAN EVLAAAAA DIR demişler, sizce de öyle mi?

Uzun zamandır yazmak istemedim, nedendir bilinmez, yoğunluk, isteksizlik.. Ama sizin bloglarınızı hep gezdim okudum yorum bıraktım kimi arkadaşlara..

Ankara daki yürüyüşe katılamadım, buradaki bir etkinlikten dolayı, fırsat buldukça tv den izledim, yüreğim orada kaldı. Evime bayrak asarak destek verdim bu eyleme. Hafta sonu ........................... kuruluş etkinlikleri vardı burada, yoğunduk yani. Noktalama işaretlerini dolduracaam dolduracaam da kabak gibi gogıldan ortaya çıkacaam sonra. f.İ-Lİ-Z Al-i vardı babasınının büstünün açılışında, özel konuğumdu yani. ne kadar mütevazi, dopdolu bir insan. Saatler geçirdik birlikte, nasıl geçtiğini anlamadan..

Bulunduğumuz konum nedeniyle, isim yapmış kişilerle birlikte olduk hep, yazar çizer karikatürist, köşe yazarı, sanatçı, ressam vb.. son onbeş yıldır, ünlü sanatçılarla birlikte olma durumumuz oldu. Kimilerini yakından tanıdıkça, veya özel hayatlarına şahit oldukça, kamera arkasından tanıdığımda gözümden düştüler, bazılarını ise yücelttim içimde. Onlarla ilgili o kadar çok anlatacak şey var ki TIKLANMASA biz bize anlatırdık YAŞANILANLARI VE ŞAHİT OLDUKLARIMI.. başka ortamlarda buluşuruz belki arkadaşlar paylaşırız bişiileri..

Yazıma atasözüyle başlamamın bir nedeni vardı elbette. Perşembe akşamı eşim rahatsızlandı, hastaneye kaldırmışlar ben de gittim hemen hastaneye. Benim yanımda da bir kez daha rahatsızlandı. Yorgunluk, düzenli yemek yememe kısaca kendine bakmama, uyarılarıma rağmen dilinin düsturu olmuş "kötülere bişii olmaz, iyileri Allah görür" lafı.. hiçbirşeyin sağlıktan daha önemli olmadığını anlatmıştır umarım. Daha düzenli yaşamak zorunda, kendine dikkat etmek zorunda.. Yoksa hayat kısa bir çizgi, ya bu yandasın ya da öbürkü tarafta.. değer mi, bu kadar koşuşturmalara değer mi.. ama YAPI işte, umuyorum ve gerçekten istiyorum BU ONA BİR DERS OLUR. Hastalandığı gece yanında kalırken hayatımı gözden geçirdim onunla birlikteyken, seviyorum ben bu adamı dedim hem de çok. Hayatımı ona endesklemişim, yokluğu düşünülemez.. Birlikteliğimizde hiç kötü zamanlarımız olmadı mı, oldu tabi ki de, herkeste olduğu kadar. Ama hiç özünü kaybetmeyen benim Filozofumla ilgili, hatırladığım ve hatırladığımda içimin ezildiği KÖTÜ BİR an gelmedi aklıma, o çook iyi bir İNSAN.. İNSAN GİBİ İNSAN. şimdi iyi, yemesine içmesine ve yaşamına daha dikkat ediyor, inşallah bu şekli hayatına uyarlayabilir devamlı olarak.

ufff .....

kendinize iyi bakın..

Çarşamba, Mart 28, 2007

Yaşantımızdaki Vazgeçilmezler

sevgili ASORTİK KREP im sobelemiş beni. Ona şimdiden teşekkür ederim.

Benim pek marka tutkum yoktur, yani illa şu markayı alayım şunu kullanayım gibi, parfüm de bile belli bir markayı kullanmam. Baharatlı kokular hariç, çiçek kokan her tür markayı kullanabilirim. Keseme ve zevkime uyan ürünleri alırım mesela. Olmazsa olmaz değil ama, memnun kaldığım ürünler var tabii.

Çamaşırda omo kullanırım, bulaşıkta kalgonit. Daha güvenilir geliyo bana nedense.. Yüz bakımında da Rock kremleri vazgeçilmezim, yıllardır aynı markayı kullanıyorum, kaliteli ürün olduğunu şurdan anladım, sağ gözümün üstünde temre gibi bişii vardı, ben onu her tür kremlerle veya merhemle iyileştirmeye çalışıyodum, geçer gibi oluyor sonra yine oluşuyordu, sonra sözettiğim ürünleri kullanmaya başladım, göz kremi ne temre bıraktı ne de kalıntısı, yok oldu gitti, o gündür bu gündür kullanıyorum rock ürünlerini..
El ve ayak bakımı için kullandığım belli bir marka yok, ne denk gelirse..

Mutfakta her an elimin altında yedi yılı aşkındır kullandığım Braun marka robotum vazgeçilmezim bozulsa da yine aynı ürünü alacağım kesin. Yıllardır hiç çaydanlıkta çay yapmıyorum, Beko çay makinesi, memnunum kendisinden.. bir de Tefal düdüklüm, çok kullanırım, bilhassa haşlanacak sebzelerin vitamininin yok olmaması için buharda hallediyorum, memnunum..

Beyaz eşyada BOCH.. bilhassa çamaşır ve bulaşık makinesinde, iyi bir ürün.

Değiştirme veya kaza nedeniyle yenilenen üç kez TOYOTO marka araba sahibi oldum. ilk araba kullanmayı Tempra ile öğrendim, sonra onu sattık toyoto carollo aldık, eşim onu bana verdi, pek memnundum, sırası gelmişken yaptığım kazaları da anlatayım, beş yıl önce bir sabah annemle şehre inerken annem bana gece gördüğü rüyayı anlattığı sırada dalgınlıkla kırmızı ışıkta geçmişim, bir arabayla çarpıştık... tam bir şok... annemde ufak tefek ezilmeler vardı ben de bişii yok.. verilmiş sadakamız varmış.. polisler, ifadeler, hastane kontrolleri.. arabanın önü haşat, yani kullanılamaz. Eşime haber verdik, kaskoluydu Allahtan, aynı günün akşamı yepyeni bir arabayla geldi Filozof, sanki bir mükafat..aynı marka, sadece rengi değişik. Bu kadarla kaldı sanmayın; önümüzdeki haziranın dördünde üç yıl dolacak, daha büyük bir kaza atlattım. Kız kardeşimle aynı okuldayız , o ben ve müdürümüz yazın staj yapacak öğrencilerin dosyalarını götürmek amaçlı yola koyulduk, kardeşim yanımda, müdür arka koltukta oturuyor. bir iki işyerine uğradık başka bir beldede bulunan işyeri için çıktık yola tekrar, bir taraftan da sohbet ediyoruz, ben geveze biri değilimdir ama konuşulanlara fazlaca takılıyorum herhalde, hızımız seksen veya doksan, ben mıcıra kaptırdım arabayı, frene basılmamalıymış, ben bastım oysa, direksiyon hakimiyetini kaybettim, karşı şeritte buldum kendimi, oradan da takla atarak kuru bir dereye uçtuk ve araba ters haldeydi. İnanın arkadaşlar karşı şerite geçtiğimizi biliyorum ama diğerlerini hatırlamıyorum tam bir ŞOK. Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, herhalde fazla değildir, kendime geldiğimde cenin vaziyetinde yatıyordum hiç bişii düşünmüyordum sonra aklıma diğerleri geldi, kardeşime arkam dönükona seslendim, cevap verdi, aklıma müdürümüz geldi ona seslendik cevap yok, o anı unutamam bişii oldu eyvah dedim oysa kırılan camdan dışarı çıkmış kendi çabalarıyla, arabanın alev alacağını düşünmüş, zira başına böyle bir kaza olayı gelmiş ve araba alev almış.. Etraftan yetişenler oldu, kardeşimle beni yamulan kapılardan çıkarmaya uğraştılar ve çıkardılar da. Bizde bişii yoktu, benim parmakların cak kırıklarından kesilmişti, kanıyordu, kardeşimin dizi şişmiş, alnında da bir şişlik vardı, kötü durumda olan müdürümüzdü. Nefes almakta zorlanıyor ve rengi sapsarıydı. Sonradan konuştukça komik taraflarını da buluyor insan, ben şimdi bayılacağım diyor, kardeşim de lütfen .... Bey bayılmayın diye ona yalvarıyordu o da benim elimde değil ki bir iki dk sonra bayılacağım diyordu. Yine de böyle bir kazayı hafif sıyrıklarla atlattık biz ama ... Bey bir hafta hastanede yattı, kaburgalarında kırıklar vardı, benim parmaklarıma dikişler atıldı.. Bilenler bilir, E24 karayolu, işlek bir yol, yaz sezonu, kalabalık her yer, vızır vızır araba geçiyor, çok şükür ki biz bir araçla karşılaşmadık karşı şerite geçtiğimizde,
sonuç daha vahim olabilirdi. kardeşim kaza anında beni kendisine doğru çekmiş, yoksa boynum kırılabilirmiş.. Araba yine hurda haline geldi, yine kaskoluydu. Bizi bir gece hastanede tuttular, hissettiğim şey utanç ve birşey olsaydı naapardım diye vicdan azabı.. Yenilere kadar her gece uykuya geçerken bu olayı hatırladım, yeni yeni unuttum diyebilirim.

hastaneden çıktıktan sonra bütün aile gelmişti, kardeşimdeydik, Filozof geldi oraya beni balkona çıkardı, uzaktan kumanda ile bir arabanın kapısını açtı, karanlıkta ışıklar yandı söndü, bembeyaz Toyoto Avensıs almış bana.. Oysa artık ben hak etmiyordum, hem kaza yapıyor ve kullanılamayacak bir halde oluyordu arabalar. O kadar mutlu olmuştum ki anlatamam. Toyotolarla tanışmam da işte böyle olmuştu.. Allah hiç kimseye ve bana da bir daha göstermesin kaza maza...

İlahi Asortik, beni nerelere götürdün, hem acı hem tatlı anılarla karşılaştırdın, sen çok yaşa emi!!

Ben de Derin İz ve Nilly i sobeliyorum..

Pazar, Mart 18, 2007

DEĞİŞİM

aaaaaaaaa.... Derinizim beni şaşırtmaya devam ediyor, tam da benim sevdiğim çiçek ve renklerde.. Çok beğendim çok, nefis olmuş, ellerine sağlık kuzucuğum.. Beni şaşırtmaya devam et, hoş sürprizler bunlar.. Hiç bişeyden haberin yok, açıyosun sayfanı, bir de bakmışsın mor mor veya lila mı denir.. Kadının gücünün rengi....

Sen çok yaşa emi!!!!!

Perşembe, Mart 15, 2007

NERDE KALMIŞTIK

Daha önceki yazılarımın birinde hayatımdaki keşkelerden bahsetmiştim. Birini unutmuşum, aklıma geldikçe de ilave edeceğim. Keşke CADI biri olsaydım. Kızdığında tabakları bardakları yere çalan, bağırgan..Eğer böyle biri olsaydım, bugünkü düzenimde olurmuydum, bu da koskoca bir soru işareti.. Hayır hayır olmazdı, Filozof beni boşardı kesin.. Neden yazdım bunları, bilmem? Unutun yazdıklarımı, sakin halim bana yakışan, insanları kırmadan.....

Filozof Ankara da, işleri var, onları hallediyor. Onsuz yaşam anlamsız. Çok yoğun yaşayan biri olmasına rağmen, birlikte geçirdiğimiz zamanlar dolu dolu olunca telafi ediliyor yalnız geçen saatleri. Hemen gelsin, özledimmmm...

Pazartesi günü saat üç gibi Filozof okuldan aldı beni, çiftliğe çıktık evin yapımını görmek amaçlı. Çelik direkleri dikmişler, aralara plakaları yerleştirmeye çalışıyordu ustalar. Beton ve tuğla işlevini çelik sağlıyor. Hazırlıksız gittiğim için fotoğrafını çekemedim, aşamalarını göstermek istiyordum oysa, olabildiğince diğer evreleri çekerim. Evdeki bütün bölümler ortaya çıkmış, plan da kullanım açısından iyi.. Deniz, orman, zeytin ağaçları, manzara nefis, sessiz, sakin ve huzurlu.. Bodrum da altlarda değil yani, birinci kat evler gibi, orası da zeytin ürünlerinin, meyvelerin, sebzelerin saklanma koşullarına göre düzenlenmiş, hatta rafları bile hazır, kısmi olarak kullanıma da girmiş bölümler bulunmakta. Bakalım gerçekleştirebilirsek, sauna bölümü bile düşünülmüş. Ben pek sıcakta kalamam ya, Filozof seviyor sıcağı ve terlemeyi..Tek kusuru, kırkküsur dana var çiftlikte, onların kokuları geliyor, yazın daha da kokacak, danaların barındığı bölüm başka bir yere alınmalı veya satıldıktan sonra yenileri gelmemeli..çok da sardırdı besiciliğe ama bakalım ne yapacak, o da yaşayamaz o kokuyla, biliyorum.. Daha önceki yazılarımda köpeklerimizden bahsetmiştim. Pekçok türde geldi gitti, Sibirya kurdu vardı bembeyaz önceki yıllarda, 6 ay eğitime de göndermiştik onu, çok asildi.. ama tavukları boğduğundan cezalandırıldı, başkasına verildi, askeriye gibi, başkalarının yaşam alanlarına girenler hemen uzaklaştırılıyor çiftlikten... Daha yaşına bile girmemiş, bize çok küçükken gelen alman kurdu CESİ miz var, pek tatlı, şımartıldığından biraz da sümdük.. Şimdi iki yaşında başka bir alman kurdu daha geldi başka bir şehirden, eğitimli, onların bölümleri diğer köpeklerden ayrı ama birbirlerini çok kıskanıyorlar. Birini seversen diğerini de seveceksin. Sivas kangallar da başka bir alem.. biri havlamaya başlayınca koro halinde devam ediyorlar.

Dün şehre indim, ucuzluk var ya heryerde, yeni kıyafetler aldım, giysiler bol geldiğinden. Eve gelince aldıklarımı bir daha denedim, kendime yakıştırdım doğrusu.. Akşam üzeri Ipanın mat. kursu vardı, ilk defa a gittiğinden annesi götürdü onu öğretmene, tanıştı, evini, ailesini gördü.. Ben de iki arada bir derede alış verişimin kalan kısmını tamamladım, saat yediye kadar zamanımız vardı bir arkadaşımıza gittik sohbete, ders bitiminde buluşup, eve dönerken ablamıza uğradık Ipa çok özlemiş teyzesini, bir saat kadar kaldık, döndük geldik evlerimize..

Bugün de işimdeyim işte, Filozof randevuları tamamlarsa büyük bir olasılıkla bu akşam dönüyor. Hepiniz sevgiyle kalın, kendinize iyi bakın...

Pazar, Mart 11, 2007

GÜNLÜKTEN..

Sevgili günlük, sana pek zaman ayıramadım, belki yazma isteğimin olmamasından ya da yoğunluktan. Aslında istesem, iki arada bir derede yazardım ya neyse....

Geçen hafta, martın beşinde oğluşun yaş günüydü. Okulda kutladı yeni yaşına girişini, okul bitiminde arkadaşlarıyla birlikte. Annesi ve ben pastayı okula getirdik. Mumları üflerken çıkmadık sınıflarına, sınıf öğretmeniyle ve arkadaşlarıyla yediler pastalarını, hani o yaşlarda pek istemezler ya ebeveynlerini çocuklar, biz de rahatsız etmedik .. Şu anda çalıştığım vakıf özel okulunda sekizinci sınıfta okuyor yeğenim. Her öğleyin yemekten önce veya teneffüs aralarında uğrayıverir öylesine, ben de onu beklerim uğrar diye, oturmaz bir iki dakika durur ve gider basket oynamaya. Okul takımında lisanslı bir öğrenci, il çapında dördüncü oldular. Terler, aralarda görmeye çalışırım kıyafetini değiştirsin isterim ama serde delikanlılık var ya reddeder. onbeş yaşına girdi ben onu severken ıpam benim diye severim, sıpam dememek için, biraz daha kibarlaştırarak.. Sekiz aylıkken girdi benim yaşamıma, hatta Filozof un da yaşamına. Elimde büyüdü diyebilirim, biz onu iki kadın büyüttük.. Bütün olanakları önüne serdiğimiz halde hiç şımarık değil, halden sözden çok anlayan bir delikanlı..Çok makul ve mantıklı, ne istediğini bilen, kararlmı bir çocuk. Çok da çalışkan, sekizinci sınıfa kadar hiç dördü olmadı karnesinde, hepsi 5.. Bu yıl OKS ye hazırlanıyor, dershane, özel ders, okul... bütün zamanı dolu.. üç ay daha tempo böyle devam edecek.

Evde siyah beyaz kanaryamızın olduğundan bahsetmiştim önceki postlarımda. Öylesine güzel ötüyordu ki, eve geleli kısa bir süre olmasına rağmen çok da alışmıştık birbirimize. Cuma günü akşam üzeri eve geldiğimde hiç sesi gelmiyordu kulağıma, her an ötmese de kafesteki hareketlerinden odada değilseniz bile hareketlendiğini anlıyordunuz.. Yemini, suyunu kontrol amaçlı yanına gittim, sırt üstü yatıyordu kafesin içinde, ölmüşş..... Yüreğim sızladı, çok üzüldüm. Bir daha almam artık kuş filan... Ama Filozof bir tane daha almış, hafta sonu evde olmadığımdan henüz gelmedi kafesine. Onu da kaybetmek istemiyorum..

Cumartesi günü saat 11 gibi üç kız kardeş anne babamıza gittik. Atladık arabaya birbuçuk saat sonra yanlarındaydık. Öğleden sonra da annemin akrabalarla yaptığı günü vardı, ikramları yaptık burdan, iyi oldu anneme, yorulmadı. Yirmi kişi kadardık, onlarla da görüşmüş olduk, hatta kimilerini yeni tanımıştık gelinleri yani. Hepimiz dışarıda yaşadığımızdan , sık sık gitsek de memleketimize herkesle görüşemiyorduk ki evde kendi kalabalığımızdan ve birlikte olma isteğimizden.. Akşam da muhabbetle geçti gitti.. Sabah kahvaltıdan sonra, çok genç yaşta kaybettiğimiz yeğenimizin mezarını ziyaret ettik, ayrıca dedeleri ve anneanne babaanneayi de..Bu kısım, hüzünlü ama yaşamın da ta kendisi.. Akşam üzeri de döndük geldik evlerimize.

Çiftlikte hummalı bir çalışma var, kütük ev gibi bir ev vardı çalışan ve bekçinin kaldığı.. Kendimize de yapmak istiyorduk zaman zaman kalacağımız.. Bodrum katını kış başında yaptırtmıştı Filozof. Üzeri için de kararsızlık içindeydik nasıl yapacağımız konusunda kütük ev mi, yoksa tuğladan mı diye.. En sonunda Uğur Dündar ın sunduğu Rüya Gibi proğramındaki çelikten yapılanlar gibi ev oluyor, dün malzeme gelmiş bir tırla, traktörlerle çiftliğe çıkartıyorlar, ev bitsin bilahare fotoğraflarını yayımlarım. Umarım içine eşyaları da tez zamanda alır, kullanıma sokarız yeni evimizi. Sanırım evin yapımı birkaç günde tamamlanacak..

Sevgiyle kalın, diğer postlarda buluşmak üzere...

Cuma, Mart 09, 2007

GÜN

DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

İster evde, ister dışarıda çalışan kadın, çalışan kadındır. İşi zordur, ağırdır, sorumluluğu fazladır... yaptığı veya yapmak zorunda olduğu işleri sıralamaya kalkarsak satırlar yetmez. Ama öylesine güçlüdür ki herşeyin üstesinden gelir. Bazı kafaların, kadını, sıkma başa hapsetme düşüncesi boşuna değildir. Çünkü onun yetiştirdiği bireyler de kendisi gibi olacaktır. Çocukların 6 yaşına kadar gelişiminin yüzde seksenini tamamladığı düşünülürse, çabalar boşuna değildir.

Dünya kadınları ve ülkem kadınları; bizleri edilgen duruma sokmaya çalışan zihniyetlere izin vermeyelim, kıralım zincirlerimizi, baş kaldıralım..

gününüz kutlu olsun..

Çarşamba, Şubat 28, 2007

teşekkür yazısı

Nasıl da unuttum yazmayı, oysa önce yazacaktım. Canım, bitanem, derinizim sayfamı değiştirdi, pek bi güzel oldu, pembe pembe yazılar yazmak, pembe yaşamak istiyorum. Dileğim gerçekleşir umarım. tekrar teşekkürler derinim..

şURDAN BURDAN

Gözüm iyileşti, dün son kontrole gittim, iyiymiş ama damlaları hemen bırakmayacakmışım, azaltarak daha bir hafta sürecek.

Hava sabah yağışlıydı, o yüzden zor kalktım. Üzerimde de bir ağırlık bir ağırlık... Şimdi açtı ve güneşli. İlçeye gitmem gerekiyordu, üzerimdeki ağırlıktan mıdır nedir zorlandım araba kullanmaya, gözlerim kapanıverecekti, neyse sağ salim geldim.

Dün gece biraz uyumuşum bir uyandım, içimde müthiş bir yeme isteği hem de yağlı tuzlu bişiiler istiyor, sebze yemekleri var ama çok az yağlı, istemedim yemek. Filozofun yaptığı yeşil ve siyah zeytini çıkarttım, yeşil zeytinin yağlı yağlı suyuna bandım, ekşilice, tam da benim sevdiğim gibi, aylardır yemiyordum.. 20 30 tane yemişimdir zeytinden, iki dilim de kepekli ekmek. Evde normal ekmek olsa onu da yiyecektim ama... Kremalı hpastaları hiç sevmem, ama dün onu hayal ettim yemek için. Diyet yaparken böyle çılgınca davranabiliyor insan. Bugün cezalıyım, az kalori almam gerekli..

İşe 12 gibi gelebildim ilçeden. İkibuçuk gibi de ayrılacağım. Dijital uydu vardı tv için. Yeni tv aldık ona da dijitürk taktıracağız, üçte gelecek servis. Artık bol bol film izleyebileceğiz, oturduğu yerde sürekli oturamayan ben bakalım artık bir buçuk saat oturup film izleyebilecek miyim?

İşte bu kadar günlük, olan biten bu.. Sevgiyle kalın..

Perşembe, Şubat 22, 2007

Kaç gündür sağ gözüm ağrıyor, bir iki gün ihmal ettim, belki geçer dedim, sonunda doktora gittik. Dış etkilerden değil, içten gelen nedenlerle göz iltihaplanmış. Diş, sinüzit, bademcik, idrar yolları gibi organlarda oluşan iltihap gelmiş göze yerleşmiş. Beş altı yıl önce yine olmuştu, gözlerimi yoruyorum, pc, gazete kitap, bir de buna geç yatma eklenince olacağı buydu. Dr. muayene ederken hücreler görünüyor dedi, ben bilmiş:))))) ölü hücreler mi dedim, hafifçe gülümseyerek biz iltihaba öyle diyoruz dedi.. İki saatte bir damlatılan damla, göz bebeğini büyüten başka bir damla daha verdi, ikişer gün arayla kontrole gidiyorum yavaş yavaş geçiyor. Epeyce zorladı beni, ne kadar gerekli bir organ bu.. Ne okuyabiliyorum, ne tv izleyebiliyorum, başımda sürekli bir ağrı, gözümün etrafı da ağrıyor. Umarım bu hafta sonuna kadar geçer.

Uyku bozukluğu için de gittim doktora, ilaç verdi, gece yarılarına kadar oturmak ne mümkün. İçtikten yarım saat sonra küp gibi uyuyorum, sabah ta zinde bir şekilde kalkıyorum, bu tedavi üç ay sürecek.

cemre düşmüş, artık bahar geliyor, benim en sevdiğim belki de tüm insanların sevdiği mevsim olan bahar geliyor, havalar da pek soğumadı zaten bu yıl...
İnsanlar konu bulamazlarsa konuşacak, havalardan bahsederlermiş, benimki de öyle oldu.

Basını susturmaya çalışan hükümeti kınıyorum, Kanal Türk e desteklerimi bildiriyorum. .

Muhtarlıklardan seçmen kartı kontrollerinizi yaptınız mı? Yapmadınızsa hemen kontrol etmenizi öneririm, çünkü birçok hatalar varmış veya eksiklikler. Bir martta askıdan indirilecekmiş seçmen listeleri. Yurttaş olmanın gereklerinden biri olan oy kullanma hakkı için birazcık zahmete girmek gerekiyor. Son seçimlerde 8 milyon kişinin oy kullanmadığını göz önüne alırsak, ülkenin geldiği durum belli. Hangi partiye oy kullanırsanız kullanın ama, mutlaka kullanın.

Pek karışık bir post oldu, başka yazılarda görüşmek üzere sevgiyle kalın..

Cuma, Şubat 16, 2007

İŞTE SOBE

HAYATIMIZDAKİ KEŞKE LER, OLMAK İSTEDİĞİMİZ AMA OLAMADIĞIMIZ, YAPMAK İSTEDİĞİMİZ , YAPAMADIKLARIMIZ:

Dr. olmak isterdim ya da diş hekimi. Çok saygıdeğer gelir bu meslek bana. İnsanları hayata döndürmeleri, acılarını dindirmeleri... Bu mesleğe sahip olanlara hep gıpta ile bakmışımdır, saygı duyarım onlara..

Keşke iki çocuğum olsaydı, biri kız biri erkek. Şu anda kocaman delikanlı ve genç bir kız olurlardı, belki de erken evlenselerdi torunlarım olurdu kimbilir.. Eşim önceki yıllarda kızı olsun isterdi, ama yüzü sana benzesin derdi, ben de fiziğinin ona benzemesini isterdim, incecik, uzun.. Buna da şükür diyorum, hamileliği, doğumu tattım, bebeğimin karnımda tekmelerini duyumsadım, ama kucağıma alamadım. O yıllarda ekonomik durumumuz daha iyi olsaydı, başka koşullarda doğurabilirdim onu. Karnımda ölünceye dek beklemezdi ebeler, doktor olsaydı başucumda, kalp seslerinin yavaşladığını anladığı anda sezeryanla alıverirdi, kimbilir...Sevdiğim adamdan, ortak bir varlığa sahip olamayışım beni, yaşamımın sonuna dek hep üzecek biliyorum. Kısaca, hep bir yanım burukkk... Gençlik yıllarında bunun çok kompleksini de yaşadım ama artık kalmadı, yeğenlerimle teselli buluyorum, onları çok seviyorum.

Keşke hiç bilinmeyen, tanınmayan bir aile olsaydık, kendi yağıyla kavrulan. Oysa hayata öyle başlamıştık. Sonraki gelişmeler bizi, hep gözönünde olan, herkesin gözü üzerinde, konuşulan, izlenen kişiler durumuna getirdi. Ben hiç istemedim böyle olmasını, ama seçtiğim adam öyle değildi, mücadeleci, idealist, koşuşturmayı seven... Sokağa çıktığımda herkese selam vermek zorunda hisettiğim bir durumda olmak zor, belki o gün başım önümde, dalgın düşünceli, alışverişimi yapıp evime geleceğim, hayır yapamazsın... tanıdıklarınla konuşacaksın, daha uzaktan bildiklerine slm vereceksin. Davetler, yemekler, törenler... bitip tükenmek bilmeyen sohbetler.. Bulunduğun mekanda sık sık lavobaya bile gidemezsin çünkü seni izlerler bunun baskısını hissedersin üzerinde..

Bu yazı böyle uzar gider, hemen aklıma geliverenler bunlar. Başka şeyler de olursa diğer postlarda yazarım artık.

Ben, Gençlik Biterken, Derin iz, Sardunya, Age 35 ve Hayal alanınım ı sobeliyorum. Hadi sizlere kolay gelsin.

Perşembe, Şubat 15, 2007

Evimizde kanaryamız var bizim, hem de siyah beyaz. Filozof beşiktaşlı, özellikle arayıp hediye etmişler. İlk geldiği günler sesi soluğu çıkmadı, sonra ötmeğe bir başladı ki, durdurabilene aşkolsun. Temizliğini, yemini suyunu kardeşim hallediyor, onunla konuşa konuşa, nazlıya nazlıya bitiriyor işlemlerini. Ben pek bilmem hayvan bakmasını. karşıdan severim de dokunamam, huylanırım. Daha önceki postlarımdan birinde Alman kurdumuz Reks den bahsetmiştim. Bu kadar sadık bir hayvana ilk kez tanık oluyorum. Genlerinden mi geliyor nedir o kadar asil ve itaatkar ki! Geçen gece Filozof eve getirmiş gelmiş onu çiftlikten, neymişş: eve de alışacakmış. Tarasa koyalım dedim, üşüyebileceğini söyledi, evde tutamam, girişe ayakkabılığa bağladı, hayvan şaşkın, orada da olmadı tabii.. Ben bir taraftan söyleniyorum, sonunda banyoya soktu, şampuanlarla yıkadı, tekrar götürdü gitti çiftliğe. Yıkama faslında hiç yanında bulunmadım, banyodaki birtakım şeyleri karidora aldım, tanık olmamak için girdim yatağa yattım. onlar gittikten sonra gecenin bir yarısı ov bakalım banyoyu, şartla heryeri. Valla bu erkeklerin bir tarafları hep çocuk, hem de hiç büyümeyen cinsinden.

Akşam, yakın dostlarımız olan bir aileyle yemeğe çıktık, daha onlarla buluşmadan, arabada bana hediye aldığı yüzüğü verdi, çok beğendim. Ama benim adam, parmaklarımı çok zayıf ve zarif olarak hayal etmiş olacak ki, ancak serçe parmağıma oldu, oraya taktım ben de.. Büyükçe bir kalp şeklinde ve üzeri taşlarla bezeli, pırıl pırıl, serçe parmağıma da yakıştı yanii, hiç büyütmeyi düşünmüyorum, oraya oldu o.. Yemekten sonra çiftliğe çıktık kahve içme bahanesiyle, erkekler içmeye devam ettiler. Belli bir dozdan sonra içkili ortamlarda hiç bulunmak istemiyorum çünkü hiç içkiyle aram yoktur. bayan arkadaşımız da içiyor ama üç kadehten sonra içmedi bir daha. Alkolun etkisiyle Filozof kendini kaybetmiyor, vücut sağlam ama çok konuşuyor, herşeyi o biliyor, anlatıyor da anlatıyor, hiç kimseye laf vermiyor. İşte bu gereksiz ve uzun konuşmaları dinlemekten sıkılıyorum. Reks hep tepesinde, aynen bir çocuk gibi biryerlerinden boşluk buluyor ve hemen yanına kıvrılıyor, kafasını koltuk altına sokuyor. Bir de kocakafa pamuğumuz var ama onun cinsini bilmiyorum, biz orda olduğumuz sürece kapıyı tırmalıyor açın içerisini izliyeceğim diye, asla içeriye girmiyor, çünkü yasak. Kapının ağzından bakıp duruyor bize, Reks i de kıskanıyor. Filozofun bütün kıyafetleri köpek kılı, ona göre hiç tüğ dökmüyor ama yıkarken banyonun giderini tıkamış tüğden, nasıl dökmüyorsa.. Biraz önce yıkanan çorapları katlıyorum da köpek kılından geçilmiyor, ayıkla ayıklayabildiğin kadar.

Hafta sonu İstanbul a giderken kanaryamız üşümesin diye kaloriferleri açık bıraktım 30 da, oda termostat ayarını da düşürdüm 15 gibi.. Gece gündüz çalıştı tabii, ısı da düşükte olduğu için terleme yapmış, gelince yükselttim ısıyı, pofff pofff dedi ve çalışmasını bitirdi yorgun olarak makina. Servisi arasak iki gün sonrasına randevu verecek, klimalarla idare edeceğim ama ısı heryere eşit dağılmıyor ki, yatak odası soğuk, banyo da öyle. Kalorifer tamirinden anlayan, Filozofun elemanlarından biri geldi yapmak için, memesi tıkanmış temizledik dediler, su da basmışlar gittikleri gibi yine çalışmadı. Yine Filozofu aradım, olmadı diye, tamirciler arzı endaam ettiler yarım saat sonra, bir de biz bunu temizleyelim dediler kurumlarından. Yenge, gazete kağıdı, bunlar yetmez daha çookk, yenge elektrik süpürgesi, yenge kuru bez, ben hemen tedarikçi..Yaklaşık temizlikleri bir buçuk saat filan sürdü, bu arada hava da karardı, bir de ışıldak istediler ama yokkk dedim, gördüğünüzü yapın, bir de ışıldağı temizletecekler bana bir saat..Neysee tamirat bitti, ben iyi niyetli, ellerinizi yıkayın banyoda sıcak suyla dedim, hay demez olaydım, tarasın pisliği yetmezmiş gibi bir de banyoyu ellerinden akan ve sıçrayan kurum sularıyla benzetmişler, iki gün önce yıkayıp kuruttuğum banyo paspaslarını yağlı kurumlarla benek benek kirletmişler..Hadi yine banyo temizliği arkasından tarasa bir çıktım, aman Allahım yerler, pencereler kapılar elektrik süpürgesi, çamaşırlık, mandallar
herşey ama herşey yağlı kurum içinde. Giydim eşimin ayakkabılarını aldım elime bezleri ve cifi, ov bakalım her yeri, fırçala yıka sil.. Tam iki saat sürdü temizlik. Süpürge de kurumdan dolmuş mu, toz torbasını çıkartırken içeriye de yayıldı kurumlar, aman yaa.. sinir oldum. Makinanın yıkanabilecek tüm aksamlarını önce cifle ovup sonra yıka kurulaa.. Cinler tepemde, iki gün bekleyip servisi bekleyemedim bana birsürü pis iş çıktı. İşim bittikten sonra tırnak aralarım simsiyahtı, çıkartmak mümkün olmadı, baca silkeliyeciler gibiydi.

Uzun lafın kısası, her işi erbabına yaptıracaksın. Servis elektrik süpürgesi ve diğer gerekli olan malzemeyi kendisi getiriyor ve tertemiz, hiçbir yer kirlenmeden teslim ediyor gidiyor.
Bu günkü post pek iç açıcı olmadı. Diğer güzel postlarda buluşmak üzere, sevgiyle kalın benim caanım arkadaşlarım..

Çarşamba, Şubat 14, 2007

Biraz önce yazdığım post uçtu gitti, hay Allahım yaa.. Yazacak pek çok konu varken, yazmak gelmiyor içimden, tembelim ben tembel..

Bir önceki yazımda eşimin yeğeninin düğününe gideceğimi yazmıştım, cuma akşam üzeri oradaydık, istanbul da biryerden bir yere gitmek felaket, bu nedenle gidemedik abinin evine filan, kına geceleri vardı oysa, Beyoğlu nda gezmeyi tercih ettik.

Düğün ertesi günün akşamıydı, orduevinin birinde yapıldı, herşey pek güzeldi, mekan, yemekler... herşey herşey. Bizim kız İngiltere de yaşıyor, Londra da. Damat da eğitim amaçlı gitmiş oraya. okul bittikten sonra da kendi işini kurmuş, bizim kızla da orada tanışmışlar, beş yıldır birliktelermiş. Damat ve ailesi iyi insanlar, kız da tuttuğunu koparan cinsinden, akıllı, çalışkan.. Birbirlerine pek yakışıyorlardı ve de hala çok aşıktılar..Allah onları mutlu etsin.

Cumartesi gündüz de gezdik filozofla hem alışveriş hem de boğaz turu yaptık. Herşey indirimdeydi ama hiç alma modunda değildim çünkü ayaklarım şişmiş ve botlar acıtıyordu. Pazar günü de döndük geldik kürkçü dükkanına..

Yarın sevgililer günü, insanın kocası sevgilisi olur mu, bence olmaz.. Koca kocadır yanii.. Çiftlikte gece bekçisi köyüne gitmiş, filozof orada bu gece. Eve beni almaya gelmiş birlikte kalalım diye ama, ben huysuzum, kendi evimiz, yatağımız, eşyalarımız olmadan kalamam oralarda filan, oradaki eşyalar da bizim ama bekçi yaşıyor.. Bana yarına özgü zarif bişii aldım dedi ama ne aldığını söylemedi, değiştirebilirsin beğenmezsen dedi herhalde altın bişii ama ne, ben de ısrar etmedim söylemesi için, Hiç beğenmem mi sen almışsın dedim ama inandırıcı olmadı çünkü beğenmediğim de olmuştu.. Söylerim size, bakalım ne?

Burada yağmur var, hafif hafif yağıyor, hep aklımda küresel ısınma.. Önlem alınmalı, önceleri diş fırçalarken, bulaşık yıkarken hep akıtırdım suyu, artık daha dikkatli kullanıyorum. Evdeki bütün lambaları az tüketenlere çevirdim, herkes üzerine düşeni yapmalı, kuraklık feci bişii arkadaşlar, düşünsenize yeşil kalmayacak, korkunçç..

İşte böyle, günler harala gürele geçiyor. Kardeşime ördüğüm kazağı bitirdim, arkasını da ablam ördü, yarın dikip kargoyla göndereceğim, pek güzel oldu ben beğendim eserimi..

Şimdi yatmalıyım geç oldu. Yarın iş güç.. Ama gidiş saatlerim değişiyor, ne zaman uykumu alırsam giderim. Bakalım yarın akşam da Filozof yemeğe götürür artık beni..

Başka yazılarda buluşmak üzere, SEVGİLERR.. bÜTÜN SEVDİKLERİMİZLE MUTLU YAŞAYALIM

Perşembe, Şubat 08, 2007

Epeydir ara verdim yazılarıma, okullar tatil, biz de, yazılar da tatilde. Fırsat buldukça hep okudum yazılarınızı, kiminize yorumlar da yazdım. eeee peki ben bu arada neler yaptım.

Pek işyerine uğramadım, bir kez gittim, bir saat zaman geçirdim. Genel müdüre, birkaç gün siz de tatil yapın, gelmeyin, ben gelirim, gerektiğinde telefonla ararım sizi dedim ama gn. md. gazeteye yazı da yazdığından, ben çalışıyorum, yazılarımı yazıyorum dedi ve benden günah gitti.

Annem babam geldi, onlarla ev şenlendi. Bizim bir özelliğimiz var, annemler buraya geldiklerinde kimde kalıyorlarsa diğer kardeşler, yeğenler, damatlar hep biraradayız. Tam da bir şenlik havası.. İki haftaya yakın kalıp döndüler, iyi ki varlar, sağlıklılar, birbirlerine hala aşık 79 ve 70 yaşında iki sevgili..

örgüler tam gaz devam etti, hazır da tatildeyken.. Şimdi kardeşime örüyorum bir kazak, şık bişii olacak, umarım beğenir..

İki gün önce kız kardeşim oğluyla İstanbul a gitti, kayınvalidesine. Yalnız kaldım, onunla ne kadar bütünleştiğimi böyle zamanlar da daha çok anlıyorum.

Cuma günü Filozofla ben de, onun yeğeninin düğünü için İstanbul a gideceğiz. Düğün cumartesi akşamı, biraz da gezi amaçlı bir gün önce gideceğiz. Filozof beni İstanbul da iyi gezdiriyor, iyi güzel mekanlarda zaman geçiriyoruz. Evlerinde de kalmıycaz, otelde yer ayırttık, yani düğün sahiplerine bağımlı olmayacağız, pazar günü de dönüş..

En önemlisini, unutuyordum yazmaya, üç ay sonunda 10 kg verdim. Bütün giysilerim bol geliyor, elimden dikiş gelir, kimisini kendim daralttım, bazıları da ufalacak gibi değil, o yüzden gardrop yeniliyorum. Düğün için kendime şık giysiler aldım. 50 beden giyen ben, 44 bedene indim. Çevremdekiler artık verme diyorlar ama beş kilo daha zayıflayacağım, kararlıyım. Bir de yaptığım diyeti yaşam biçimi haline getirebilirsem ne mutlu bana. 42 bedene inmeliyim.

Şimdilik bunlar geldi aklıma, diğer yazılarda buluşmak üzere sevgiyle kalın..

Çarşamba, Şubat 07, 2007

Bugün benim doğum günüm. İyi ki doğdum..

Perşembe, Ocak 25, 2007

SOBE

Kovuktakiler sobelemiş beni..

İşte benim de beş bilinmeyenli denklemim:

Her zaman derli toplu olmak isterim, kendime de evime de bakmayı severim. Evim dağınık olmamalı. Ter kokusundan nefret ederim, kirli giysilerden de..

Kendimce önemli olan olayların öncesinde hiç uyuyamam. Kalbim pır pır atar. Önemli bir yemek veya davet öncesi ne giyeceğim konusunda kafamı iyice bir yorarım. Gezi öncesi bavul hazırlamak beynimi çok meşgul eder, tanımlı ve az giysi koymaya çalışmak yorar beni..

Sorumluluklarımı iyi taşırım, sabırlıyım. İnsanlara karşı soğuk gibi görünsem de, beni tanıyanlar o görüntünün arkasında yumuşacık biri olduğunu hemen anlarlar.

Sildiğim kişileri tam silerim, onlar benim için artık yokturlar. Aynı ortamda bulunsak bile görmem onları, ama gerçekten görmem, silüet halinde bile yokturlar. tabii ki bu aşamaya kolay gelinmemiştir kuşkusuz. Birisinin yalanını yakaladığımda, bana herşeyi yalan söylüyor gibi gelir, bu huyumu beğenmiyorum. Önsezilerim çok güçlüdür, sanki olacakları önceden bilirim.

Utangacım, övülmekten hoşlanmam, yaptığım iyilikler dile getirilmemeli, nereye bakacağımı, ne söyleyeceğimi bilemem sonra, rahatsız olurum. Geçmişteki hatalardan da bahsedilmemeli bu arada... işte böyle, hemen aklıma geliverenler bunlar..

Ben de,ASORTİK KREP, nİLLY , AGE 35, nİMET VE PONÇİK İ SOBELİYORUM..

Çarşamba, Ocak 17, 2007

YOK OLAN DEĞERLER

Geceleri hava sıcaklığı düşse de bizim coğrafyaya bahar geldi. Kalın giysileri bu yıl giymek pek kısmet olmadı, keşke hiç çıkarmasaydık. Günlerce sürmüştü dağınıklığı oysa.

Yazmayalı bir haftayı geçmiş. Bazen hiç yazmak istemiyorum. Yazacak şeyin olmaması değil yazmak istemeyişim, ruh hali olabilir. Tanımlı bir sorun da yok ama, bahar yorgunluğu mu bu, bilmem.

Yorucu ve sıkıcı ayrı ayrı yerlerde iki toplantıya gittim bugün. Bazen konumunuz gereği, yapılan konuşmalara gereken cevabı veremiyorsunuz ya bu beni delirtiyor. Verilecek öyle de tumturaklı laflar var ki söylenebilecek, ama susmak zorunda kalıyorsunuz. İlk toplantıdan karnım şiş olarak ayrıldım, hem de konuşabileceğim birçok olay silsilesi varken. Benimle birlikte ayrılan arkadaşla lafladık yolda. En iyisini yaptığımı, karşındaki kişi gibi basit davranmadığımı filan söyledi ama, içim içimi kemirdi. Kısaca arkadaşlar, herşey gelip paraya dayanıyor, menfaatler ön plana çıkıyor, yapılan sosyal çalışmalar için kimse elini cebine atmak istemiyor. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum da buna etken tabii ki. Bir de dinci örgütlenmelere bakarsak, bunun tam tersi, adamlar gayrimenkullerini bağışlıyorlar, gözlerini kırpmadan, verilen paraların haddi hesabı yok. Sivil toplum örgütlerinde görev alacak kişilerin ceplerinde akrep olmaması, bir takım özverilerde bulunmaları gerekiyor. Günümüzde herşey para olmuş...

İkinci toplantı okulda, öğrencilerin başarılarının arttırılması ile ilgili bir çalışmaydı, branş öğretmenleri, idareciler ve vakıf yöneticilerinin katıldığı.. Verimli geçtiğini söyleyebilirim. Akşam yediyi geçiyordu sona erdiğinde.

Sonra.... kardeşime gittim, karnımın şişini indirmem lazım. Konuştuk ordan burdan, beni biraz rahatlattı. Etrafında bulunan insanları birarada tutmak adına, olgun davranmaya çalışmak ne kadar zor yaa... olanları eşime anlatsam ortalık epeyce karışacak, sus diyorum kendi kendime, öyle davranmam gerekli çünkü..

Evde, biraz da kendimi bulduğum Star TV deki diziyi izledim, hani 8 de başlayan, izleyenler bilir. Arkasından da Kanal D dekini.. İşte gün bitti, artık yatma hazırlıkları. Yarın temizlik günü, reklam aralarında yatak takımlarını değiştirdim acele acele, tv izlerken de hep örgü ördüm sıkıntımı atma amaçlı... Artık yatabilirim.
sevgiyle kalın arkadaşlar.

Pazartesi, Ocak 08, 2007

EVİM EVİM GÜZEL EVİM

Ne kadar zorlandım bu postu yazarken!! işte uğraştım gün boyu, olmadı.. evde akşam ugraştım yine beceremedim. Sonunda yeğenim imdadıma yetişti, ona çoook teşekkür ediyorum. Bana kalsa yandık valla, yazamazdım post most..

Bayram, yeniyıl.. herşey geldi geçti. 2007 li rakama alışmaya başladık bile, sekiz gün geçmiş gitmiş.

Bayramlar ana baba evinde pek güzel geçiyor. Dört kardeş, eşleri, yeğenler.. kalabalık, yapılacak iş çook.. ama kafa yorgun değil, oranın hayhuyuna alışıveriyor insan. belki otuz yıla yakın bir zamandır babaevinde değildik yeniyılda. Bayramın birinci günü kurban işini çiftlikte hallettikten sonra akşam üzeri yola koyulduk, hani hep derim ya bayramlarda herkes bulunduğumuz tatil bölgesine akar, biz ters yöne, birbuçuk saat sonra annemlerdeyiz. Kardeşim bir gün evvelden gitmişti, aileme yardıma, onların sağ kolu gibi. Benden büyük olan N.. yılbaşı balosuna katılacaktı bir gün sonra gelecekti. Neyse...akşam yemeği hazırlanmış, masa kurulmuş bizi bekliyorlar... O gece saat onbir gibi İzmit teki kardeşim de geldi, evde tam da bir bayram havası, yeniyıl da cabası..(pek kafiyeli oldu)
anne baba da dahil cumbur cemaat tombala oynadık, annem ilk kez oynamış, üstelik tombala da yaptı. Babamın çıkan sayıların üzerine kağıt parçalarını yapıştırma çabaları da görülmeye değerdi. Yedik, içtik, güzel bir yeniyıl gecesi yaşadık. .bir havai fişeğimiz eksikti, öylesi yanii..
diğer günlerde de gelen hısım akrabalar, bizim büyükleri ziyaretlerimiz.. Ailem küçük bir taşra kasabasında yaşadığından bayrama ait ne varsa yaşanıyor oralarda, bu da benim çok hoşuma gidiyor..

Dördüncü gün döndük eve. O kadar patırtıdan sonra ev tıs pıss.. Uyum sağlayamadım hemen, markete gittim biraz alışveriş yaptım kendimi rahatlatmam için.

İki gün de kendim ekledim tatile, gitmedim işe bir hafta yaptım dinlenceyi. Bu sabah çok zor kalktım, hep geç yatıp geç kalktığımdan, akşam erken de yatsam uyuyamadım, yatak battı, uyku sıktı.. Eşime uyandırmasını söylemiştim geceden. Onun hiç uyku problemi olmaz yattı mı hemen gider. İki telefon bir de saat kurmama rağmen kalkamadım, kapatıp devam ettim uykuya. Allah tan o uyandırdı da toparlanabildim.

Dün akşam üzeri çiftliğe gittim, kuzine yakıyorlar, sıcacık .. kestane, patates pişiyor fırınında. Hatta Filozof un da ekmek bile yoğurup pişirmişliği vardır kuzinede. Göveç yapmış, ağzını da hamurla sıvamış benim bilmiş, pek bi lezzetli olmuş.

Yavru Alman kurdu var, bize geldiğinde 40 günlüktü, şimdi üç aylık, içerde gezinip duruyor, güya bekçilik yapacak büyüdüğünde ama sümdük yapmış hayvanı Filozof. Ama hala umutlu, büyüyünce performansını gösterecekmişş, bilmem artık. Isırma antremanlarını üzerimizde deniyor bir de sevimli ki.. Elimi veriyorum ağzına hafif hafif ısırıyor ama gıdıklıyor da, elimi ağzından birden çektim, dişleri jilet gibi, elimin üstünü çizdi, kanattı. Şimdi bile acıyor ısırdığı yer.

Filozof kendi işinden ayrı birkaç iş daha yapmazsa içi rahat etmez. Üniversite yıllarında da öyleydi üç ayrı gazetede IBM çalışır akşam üzerinden gece yarılarına kadar, gündüz de okula gelirdi, derslerde uyuyarak tamamlardı uykusunu. Evliliğimizin ilk yıllarından başlayarak da bu böyle devam etti gitti. Bu yıl da besi hayvancılığına taktı ve gerçekleştirdi de..yetmişe yakın dana aldı bir kısmını bayramda sattı, bir kısmını yarın kesime gönderecek. Akşam kalan bekçi memleketine gittiğinde veya hastalandıklarında hayvanların yanlarına giriyor, bakımlarını da yapıyordur Allah bilir. Eve geldiğinde bir koku bir koku, banyoda soyunsa bile hemen giysilerini balkona çıkartıyorum, sonra da giysileri diğer çamaşırlara katmadan ayrı yıkıyorum, kısaca arkadaşlar bende iş çoookkkk.. Ama mutsuz değilim bütün bunlardan, işler böyle olsun, başka problemler olmasın.

Bayramda diyeti miyeti bıraktım, iki ayda almadığım yağı dört günde yemişimdir, normalde hiç tatlı yemeyen ben, onu da yedim. Kısaca hiç dikkat etmedim, göz açlığı da var ya koyverdim kendimi.. İşte de yazıyorum diyete 88 kg la başlamıştım iki ayda yedi sekiz kilo verdim, eski giysilerime kavuştum. O kadar yememe rağmen birbuçuk kg almışım, hemen çeki düzen verdim kendime evime gelince, ve şu anda 82 yim. Daha çoook vermem gerek ama sıkı etliyim pek kilomu göstermiyorum yani öyle diyorlar.. Daha onlarca kilo vermem gerekli, ama azimliyim..

çok yazdım çookk.. başka postlarda buluşmak üzere diyor ve çekiliyorum efenimm..

Cuma, Aralık 29, 2006

ikibin altıya dair

ben bu yılı pek sevmedim desem... düşünüyorum da, ne bekliyordum da gerçekleşmedi??? hayır, olmasını istediğim, beklenti içine girdiğim bişii de yoktu ki!!!

sağlıklı ve sıhhatliydik, en önemlisi de bu değil mi.. o zaman iyi geçmiş, özür dilerim 2006.. hakkını yemeyeyim.

şu anda aklıma hemen geliveren, 2006 ya dair yaşadıklarım: emekli oldum ve yeni bir işe başladım hem de fahri olarak.. manevi hazzı büyük....
kah sevinçli kah üzüntülü günlerim de oldu. kendimle ilgili büyük bir üzüntü yaşamasam da yakınlarımın derdi benim oldu, en mutlu anlarımda bile gölgeledi mutluluğumu. ailesini, yakınlarını, arkadaşlarını seven ve onları önemseyen bir yapım var. onların kederleriyle üzüldüm, sevinçleriyle mutlandım. elimden geldiğince, ulaşabildiğim kadarıyla her anlamda yardım ettim çevreme.. maddi anlamda, bazen zorlandığım günler de oldu ama çabuk atlattım eşimin desteği ile.turistik gezi amaçlı iki kez yurtdışı birçok kez yurtiçi gezilerim oldu. kendimle ilgili dibe vurdum dediğim anlar olmadı bu yıl.
anımsadıklarım bunlar şimdilik, o zaman güle güle sana 2006, pek de fena geçmemişsin.

herkesin bayramını kutluyorum, 2007 ye hoşgeldin diyor, tüm beklentilerin gerçekleşmesini diliyorum kendim, kocam, ailem, arkadaşlarım, sizler ve ülkem adına.....


bayramın birinci günü anne babama gideceğiz, kardeşlerim yeğenlerim de gelecekler. şimdi bununla ilgili kalbim pır pır çarpıyor, sabırsızlanıyorum. bayram sonunda yine burdayım.
sevgiyle kalın...